Avusturya Gezisi (Viyana ve Salzburg)
Uzun bir aradan sonra nihayet tekrar blog’a yazmaya fırsat bulabildim. En son yazdığımdan beri aslında baya bir şey oldu. Bölümün (Kocaeli Üniversitesi Elektronik ve Haberleşme Mühendiği Bölümü) yeni yerleşkeye (Umuttepe) taşınması önemli değişikliklerden biriydi. Bütün bölümü yaklaşık 2 günde taşıdık yukarıya. Yeni yerleşke ile birlikte güncellediğimiz ders planı ve onun öğrenci bilgi sistemi (ÖBS) işleri sonrasında öğrenci kayıt yenileme işlemleri derken zaman akıp gitti.
İşleri biraz yoluna soktuktan sonra ISPA konferansının zamanı geldi. O kadar yorgunluk üstüne ISPA-2009 için Avusturya’ya gitmek başta gözümde büyüse de şimdi dönüş yolunda iyi ki gitmişim diyorum. Bu post’ta Viyana ve Salzburg şehirlerini içeren 5 günlük Avusturya ziyaretim ile ilgili birşeyler yazacağım. Avusturya vizesi ile ilgili mecaramı şurada anlatmıştım zaten.
ISPA bu sene Salzburg Üniversitesi‘nin organizasyonunda Salzburg’da yapıldı. ISPA konferansı 100-150 kişi civarı göreceli olarak küçük bir gruba hitap ediyor. Ancak konferans yavaş yavaş tanınmaya başlandı. Bu sene altıncısı düzenlendi. 2007′de ben askerdeyken ISPA-2007 İstanbul’da düzenlenmiş. Sohbet ederken Türkiye’den geldiğimi öğrenenlerin ilk sorusu ISPA-2007 ile ilgili oldu hep. Konferansta doğrudan ilgimi çeken çalışma sayısı 8-10 civarıydı. Diğerlerine millet nereler uğraşıyormuş diye kulak misafiri oldum.
Konferans kısmını şimdilik atlayıp gezi ile ilgili devam ediyorum. Salzburg’a Türkiye’den doğrudan uçuş olmadığı için önce Viyana’ya uğramam gerekiyordu. Konferans 16-18 Eylül 2009 tarihlerinde yapıldı. Konferansı çok yorulmadan atlatmak için gidiş ve dönüşü 1 gün aralıklı planlayıp 14 Eylül gidiş ve 19 Eylül dönüşlü Viyana uçak biletlerimi önceden almıştım. Otel rezervasyonlarını http://www.booking.com/ dan ayarladım. Viyana şehir merkezi çok büyük olmadığı ve her yere ulaşım kolay olduğu için kabaca herhangi bir otelde kalınabilir. Hostellerde 15-30 avro arası konaklamak mümkün ancak ben 3-4 kişi ile aynı odada kalmamak için 3 yıldızlı otelleri tercih ettim. 3 yıldızlı otellerin kahvaltı dahil fiyatları 60-80 avro arasında değişiyor. Kahvaltıdan pek birşey beklememek lazım tabii. Açık büfe diye geçen kahvaltıda iki çeşit peynir, iki çeşit salam, reçel türleri ve mısır gevreği standart diyebiliriz. Domates, salatalık, zeytin, yumurta vb. görürseniz baya şanslısınız.
İstanbul’dan 1.5 saatlik uçuş sonrası Viyana Uluslarası Havaalanı’na varıyorsunuz. Havaalanından Viyana merkeze CAT (City Airport Train) dedikleri metro hattı mevcut. 10 avro karşılığında 16dk’da sizi şehir merkezine veya şehir merkezinden havalanına götürüyor. Biletleri otomatlardan temin edebiliyorsunuz. Viyana’daki ilk oteli akşam vakti fazla dolaşmamak için CAT durağına yakın olacak şekilde Hotel Goldene Spinne olarak belirlemiştim. Otele giriş yapıp akşam hızlı bir Viyana Turu ile sabah görülmesi gereken yerleri belirledim.Viyana’da turistik olarak nitelenebilecek yerler genel olarak toplu bir alanda. Yürüyerek 3-5 saat içerisinde ilgi noktalarının hemen hepsine ulaşmak mümkün. Sabah 10 gibi başladığım öğleden sonra 3 gibi bitirdim.
Şehirde barok mimarisi oldukça etkin. Eski ve tarihi binaların İstanbul Haydarpaşa Garı biçiminde olduğunu söylemek sanırım yanlış olmaz. Tarihi yerleri saraylar, katedraller ve parklar diye kabaca üçe ayırmak mümkün. Viyana’nın en sevdiğim yönlerinden biri de şehir merkezindeki büyük parklardı. Şehri gerçekten yaşanabilir kılan şeylerden biri bu olsa gerek. Saraylar içinde Viyana Kraliyet Sarayı (Hofburg – Vienna’s Imperial Palace), katedrallerden ise Aziz Stephen Katedrali (St. Stephen’s Cathedral) sanırım en görülmeye değer olanları. Bu tarihi mekanların yanı sıra Viyana tam bir sanat kenti. Şehirde kurulu birçok müze, tiyatro ve opera salonu mevcut. Museums Quertier adı verilen kültür kompleksinde ciddi sanatsal etkinlikler mevcut. Leopold, MUMOK (Museum of Modern Art Ludwig Foundation Vienna), KUNSTHALLE ve Architektur Zentrum Wien gibi farklı alanlardaki müzeleri yaklaşık 25 avroluk kombine bir biletle dolaşmanız mümkün. Leopold müzesinde empriesyoninst Egon Schiele’in sergisi gerçekten iyiydi. Ekim ayında Leopold’da “Çığlık” (The Scream) adlı eseriyle tanınan Edvard Munch sergisi olacakmış. Ayrıca, dönüş günü Albertina müzesinde Monet sergisi olduğunu fark ettim. Ancak vakit oldukça geç olduğu için uğrayamadım. Sergi sanırım Ocak 2010’a kadar Viyana’da olacak, bu süre zarfında yolu Viyana’ya düşecekler için buraların güzel ilgi noktaları olacağını düşünüyorum.
5 saatlik hızlı Viyana turu sonrası Salzburg’a geçmek için tren seferlerinin yapıldığı Westbanhof’a (Doğu Garı) gitmem gerekiyordu. Viyana’da diğer birçok nokta gibi orası da yürüyüş mesafesinde. Museum Quarter’dan 20-25dk’lık bir yürüyüş sonrası Westbanhof’a ulaştım. Salzburg mesafe olarak 317km. Hatta giden trenlerin bir kısmı Eurail’a bağlı. Avusturya’da tren işletmesini OBB yapıyor. http://www.oebb.at/ adresinden trenlerle ilgili bilgilere ulaşmak mümkün. Salzburg biletleri 50 avro civarı. Bileti belli bir gün veya belli bir sefer için almıyorsunuz. Genel bir bilet veriliyor. İstediğiniz trene binmeniz mümkün. Farklı trenler 2 saat 45 dk ile 3 saat 15 dk arasında Salzburg’a varıyor. Kabaca her 45dk’da bir tren var diyebiliriz. Ben süper şansım sayesinde yavaş giden trenlerden birine denk geldim. Akşam biraz geç saatte Salzburg Garı’na varınca turizm bilgi noktaları kapanmıştı. Salzburg’daki oteli hem gara hem de konferans merkezine yakın olacak şekilde seçmiştim. Otelin yürüyüş mesafesinde olduğunu bildiğim için şansımı biraz zorlayarak şehir turu yaptım. Ancak bu şekilde bulamayacağıma karar verip etraftaki gençlerden yardım istedim. Onlar da otelin yerini bilmeyince taksiye atlayıp otele vardım. Taksimetre 3 avro ile açılıyor. Otel uzakta olmadığı için toplamda 5 avro tuttu. Salzburg’daki oteli 3 gün kalacağım için daha düzgün seçmeye çalıştım. Josef Brunauer Tagungs- und Stadthotel‘i Salzburg’da kalacaklara kesinlikle tavsiye ederim. Standart olarak kahvaltı veriyorlar. Ama kahvaltıda omlet, domates, salatalık gibi görünce şaşkına çeviren güzellikleri var. Otele giriş yaptıktan sonra akşam lobiden haritaları edinip konferansın yapılacağı Salzburg Üniversitesi’nin yolunu tuttum. 10dk’lık yürüyüş sonrasında kayıt masasına ulaşıp açılış resepsiyonuna katıldım. Resepsiyonda İsveç’li bir ekip ve Almanya’dan birkaç araştırmacı ile sohbet ettik.
Konferansın ilk gün davetli konuşmacısı Cambridge Üniversitesi’nden John Daugman idi. Kendisi geliştirdiği iristen kişi tanıma yöntemi ile dünyaca tanınan bir bilim adamı. Şu an halihazırda ticari olarak kullanılan birçok üründe kendi yöntemi çalışıyor. Daugman’la daha sonra da sohbet şansı buldum o kısma fırsat olursa daha sonra tekrar değineceğim
Açılış konuşması sonrası ilgili çeken bir şey olmadığı için yemeğe kadar Salzburg’u gezmeye karar verdim. Avrupa’da standart sayılabilecek şehrin içinden nehir geçmesi durumu Salzburg’da da mevcut. Tarihi bölgeler ağırlıklı olarak nehrin akış yönüne göre sol tarafta kalıyor. Nehrin sağ tarafında yeni yapılaşma daha fazla. Nehir boyunca mevcut yürüyüş ve bisiklet yolları sayesinde nehrin tadını çıkarmak mümkün. Salzburg 150 bin civarı bir nüfusa sahip Türkiye standartlarına göre küçük denebilecek şehir. Şehrin kalesi ve kiliseleri turistik ilgi noktaları. Burada da Viyana’da olduğu gibi barok mimarisinin etkileri açıkça görünüyor. Şehrin gezilecek yerleri: Mirabell Sarayı ile onun bahçesi, Salzburg Katedrali ve Hohensalzburg Kalesi ve Mozart’ın evi öncelikli görülmesi gereken yerler olarak sıralanabilir.
Şehir Viyana’dan da küçük bir alana kurulu olduğu için ilgi noktalarını yine birkaç saat içinde hızlıca dolaşmak mümkün. Konferansın ilk öğle yemeğine kadar olan birkaç saatlik arada nehrin akış yönüne göre sağında kalan yerleri gezdim. Sağ tarafta görece olarak daha az tarihi nokta olduğu için kısa sürede bunları tamamlayıp öğle yemeği için konferans merkezine geri döndüm. Yemek sonrası öğleden sonra oturumlarına katılıp akşam tek başıma nehrin sol tarafında kalan yerleri gözden geçirdim. Ertesi gün sabahki ilk oturum çok ilgili çekmediğinden sabahleyin önceki gece tespit ettiğim yerleri gezip öğlen yemek için konferans alanına döndüm. İkinci öğleden sonra Sony DADC’tan video işleme ile ilgili sunumlar vardı. Kısmen firma ve ürün tanıtımı modunda geçti. Öğlenden sonra ilgili çeken oturumlar vardı. Onlara katılarak konferansın ikinci gününü de bitirmiş oldum. İkinci gün akşamı için planlanan gala yemeği ve kale gezisi için buluşma noktası Salzburg katedralinin yakınındaki Altın Küre idi. 100-150 kişilik ekip kale turu sonrası kalede bulunan bir restorantta yemek yedik. Masada İsveçli, İspanyol ve Macar araştırmacılar vardı. Sırp kökenli İsveç’te çalışan öğretim üyesi ile İstanbul, Osmanlı ve Türkiye üzerine güzel bir sohbet yapma imkanı buldum. 2007 senesinde İstanbul’da yapılan ISPA sırasında yaptığı gözlemleri benimle paylaştı. İçerde bile birçok insanın görmediği veya görmek istemediği bazı şeylerin dışardan birinin bu kadar net görüp analiz etmesine doğrusu gerçekten şaşırdım. Keyifli yemek sonrası konferansın ikinci günü de bitti. Kendi sunumum son gün son oturumlardan birine denk gelmişti. Konferanslarda çalışmasını son gün sunanların genel şansızlığı yine devam etti çalışmalarını sadece oturumda sunumu olan diğer araştırmacılara anlatabildiler. Sunumun 17.30 bitti ve yürüyerek 18 civarı Salzburg tren garına vardım. Bu kez şanslıydım 19.00’da hareket edecek hızlı trenlerden birine denk geldim. 2 saat 40dk sonra Viyana’daydım.
Dönüşteki oteli (Hotel Admiral) Westbanhof’a yakın seçtiğim için saat 10 civarı oteldeydim. Ertesi gün kahvaltı sonrası otelden ayrılmadan önce Museums Quertier’da ilk gün gezemediğim müzelere gittim. 12 civarı otelden çıkış yapıp kendimi yakındaki bir alışveriş merkezine attım. Türkiye ile fiyat bazında karşılaştırılabilecek en kolay şey benim için bilgisayarlardı. Bilgisayar fiyatlar Türkiye’ye göre %10-20 arası daha pahalı göründü bana. Yiyecek içecek ise 1.5-2 kat kadar pahalı diyebiliriz. Alışveriş merkezi çıkışı sonrası Begüm’ün tavsiyesi ile Sachertorte yiyebileceğim bir yer aradım. Aziz Stephen Katedrali’nin yakınlarındaki kafelerden birinde Sachertorute ile yine ünlü kahvelerden biri olan Melange denedim. Açıkçası bana çok özel bir şeymiş gibi gelmedi. Sachertorte için içinde kayısı marmelatı bulunan çikolatalı pasta diyebiliriz kabaca. Belki orijinal yerinde yemek gerekiyor farkı hissedebilmek için bilemiyorum. Bu arada Avusturya’ya kahveyi Türklerin getirdiği ve bu nedenle kahveyle birlikte su servisi yapıldığı yönünde bir hikayeyi bazı yerlerde okumuştum. Hikaye ne kadar doğru bilmem ama kahve ile birlikte su servisi yapıldığı doğru.
Akşam 18.30’da kalkacak uçak için yavaş yavaş CAT durağına gitmeye yönlendiğim sırada haritamın artık yanımda olmadığını fark ettim. Ya sandviç atıştırdığım yerde ya da sachertorte yediğim kafede kaldı. Yakında turist bilgi merkezi olmadığı için tahminen yönü kestirip gitmeye çalıştım. Kritik bir noktada yardım alarak CAT durağını bulabildim. Bu arada Avusturya’da özellikle gençlerin oldukça iyi İngilizce konuşabildiklerini ve yardımsever olduklarını söylemem gerekiyor. Özellikle Viyana’da 3-4 kez farklı kişilere yol sordum ve hepsinde de gayet güzel İngilizce ile tatmin edici yanıtlar aldım. Bu durumu görünce Türkiye’de yıllarca verilen İngilizce öğretiminin haline acımamak elde değil.
Bu arada dönüş sırasında X-ray’den geçerken çantamdaki sıvılarla ilgili sorun çıktı. Görevli çantayı açtırdıktan sonra 100ml’nin üstündekilere el bagajında izin verilmediğini söyleyip şampuan ve deodorantımı çöpe attı
Bu sırada pasaport kontrolü işlemleri sırasında emekli bir dalgıçla tanıştık. Şans eseri yan koltuğumda uçuyormuş. Uçakla ilgili korkuları olduğundan bahsetti ben de biraz dalış konusunda konuşturdum kendisini. Bu sene KOUSAT ile dalış sporuna başlamayı düşündüğümden benim için de iyi oldu. Uçak indikten sonra hızlıca Esenler Otogar’a oradanda İzmit’e vardım. Avusturya ziyareti kabaca böyle geçti.
Konferans genel olarak idare ederdi. Viyana ve Salzburg ise büyük beklentilerle gidilmemesi durumunda zevk alınabilecek şehirler. İnsanlara gerçekten saygı duyulan bir şehir. Özellikle yaya ve bisikletlere verilen öncelikle göz yaşartıcı boyutta. Bir araç bırakın yaya geçidinde beklemeyi yaya geçidine yaklaştığınızı gördüğünde bile yavaşlayıp duruyor. Alışkanlık olarak yoldan tek araç geldiğini görünce o geçtikten sonra geçmeyi bekleyen ben koca otobüsün durup benim geçmemi istemesiyle gözlerimi tekrar tekrar yaşartmıştır.
Bu arada özellikle Viyana’da yoğun bir Türk nüfusunun olduğunu belirtmekte fayda var. Yolda yürürken mütemadiyen Türkçe bir şeyler duymak mümkün. Viyana’da birçok Türk restoranı mevcut. Yemekler konusunda takıntılı olanlar için Viyana rahat bir şehir diyebiliriz. Hatta Salzburg’ta bile dönerci mevcut. Konferans boyunca öğle yemeklerini Salzburg Üniversitesi’nin tesislerinde yedik. Yemeklerin genel olarak yiyilebilir olduğunu söylemek mümkün. Benim gibi yemek konusunda tutucu biri bile yiyorsa sanırım herkes tadabilir.
Özetle Viyana ve Salzburg güzel şehirler, büyük beklentilerle gidilmediği sürece sizi fazlasıyla tatmin edecektir. Birkaç fotoğrafla bu post’u da bitirelim.



















